Kısa cevap: Not tutmanın kendisi öğretmez — sonradan kullanılan not öğretir. Açıp bir daha hiç bakmayacağın bir defteri doldurmanın öğrenmeye katkısı yok denecek kadar azdır. Doğru soru "not tutayım mı" değil, "bu notu ne zaman ve nasıl kullanacağım".
Her eylülde aynı sahne yaşanıyor: kırtasiyeden altı kalın defterle çıkılıyor, kasımda dördü boş duruyor. Bu yazı o defter yığınını üçe indirip her birine gerçek bir iş vermek üzerine.
Not tutmanın en yaygın hali aslında çalışmıyor
Öğrencilerin çoğunun "not tutuyorum" dediği şey kopyalamaktır: tahtada yazan cümleyi olduğu gibi deftere geçirmek. Bu iş sırasında beyin cümleyi anlamak zorunda değildir; harfleri taşımak yeterlidir. Ders bitince defter dolu, kafa boş.
İkinci yaygın hal estetik tuzağıdır. Dört renk kalem, cetvel, altı çizili başlıklar, kenar süsleri. Defter güzel görünür ve öğrenci "çalıştım" hissi alır. O his gerçek çalışmanın yerine geçtiği için tehlikelidir — güzel defter tutan öğrenci, sınavda o sayfayı hatırlamadığını fark edince şaşırır.
Ayırt edici soru şu: bu satırı yazarken cümleyi değiştirdin mi? Kendi kelimelerinle yazdıysan beyin işlem yapmış demektir. Aynen geçirdiysen yapmamıştır.
Üç defter, üç ayrı iş
Kalabalık bir defter sistemi kimsede yürümüyor. Üç tane yeter ve üçünün işi birbirine karışmamalı.
Ders defteri konuya göre bölünür, hata defteri derse göre. Ezber defteri ise mümkün olan en küçük boyutta olmalı; serviste ya da sırada beklerken açılabilsin diye.
Cornell düzeni: sayfayı üçe bölmek
Cornell not alma düzeni 1950'lerde Cornell Üniversitesi'nde Walter Pauk tarafından geliştirildi ve hâlâ en çok kullanılan sayfa düzeni. Mantığı basit: sayfayı üç bölgeye ayırırsın, her bölgenin ayrı bir işi vardır.
Bu düzenin işe yaramasının sebebi sol sütun. Ders bittikten sonra sağdaki notlara bakıp "bu bilgiyi hangi soru yoklar" diye sorar ve o soruyu sola yazarsın. Ertesi gün sağ tarafı elinle kapatıp sadece soruları okursun — sayfa kendi kendini yoklayan bir teste dönüşmüştür.
Bu, aktif hatırlama dediğimiz şeyin en pratik hali. Defteri okumak değil, defterden kendini yoklamak öğretiyor.
Konu özeti: üç cümle kuralı
Cornell sayfasının alt bölümü çoğu öğrencide boş kalıyor, oysa en çok iş gören yer orası. Doldurmanın en kolay yolu üç cümle kuralı:
- 1Bu konu neyi anlatıyor — tek cümle
- 2En sık nerede hata yapılır — tek cümle
- 3Sınavda hangi biçimde sorulur — tek cümle
Üçünü de kitaba bakmadan yazabiliyorsan konu oturmuş demektir. Yazamıyorsan, hangi cümlede tıkandığın sana eksiğin nerede olduğunu doğrudan söylüyor: birincide tıkanan konuyu hiç anlamamıştır, ikincide tıkanan yeterince soru çözmemiştir, üçüncüde tıkanan konuyu bilir ama sınav biçimini tanımıyordur.
Bu üç cümle, dönem sonunda kalın bir defteri baştan okumak yerine elinizde tutacağınız asıl özet oluyor.
Hata defteri: sınav öncesi en değerli defter
Sınava iki hafta kala konu tekrarı yapmak geç kalmış bir iştir. O noktada elinizde olması gereken şey, kendi hatalarınızın listesidir.
Hata defterine bir soru girerken üç şey yazılır:
- 1Sorunun kendisi ya da yeri (kitap adı, sayfa, soru numarası — soruyu yapıştırmak zorunda değilsin)
- 2Doğru çözüm, kendi elinle
- 3Hatanın sebebi — asıl kıymetli satır bu
Üçüncü satır olmadan hata defteri işe yaramaz. "Yanlış yaptım" değil; "üsteki eksiyi görmedim", "soruyu yarısına kadar okudum", "formülü biliyordum ama yerine koyarken karıştırdım", "konuyu hiç bilmiyordum" gibi bir cümle yazılır. Bir ay sonra o sebep sütununu alt alta okuduğunda kendi hata desenini görürsün — ve genelde tek bir desen bütün kaybın yarısını açıklar.
Deneme sınavlarını çözüp analiz etmeyi deneme sınavı analizi yazısında ayrıca ele aldım; hata defteri o analizin günlük hali.
Elle mi yazmalı, tablete mi?
Bu konuda internette dolaşan kesin ifadelere dikkat edin. En çok atıf yapılan çalışma 2014 tarihli Mueller ve Oppenheimer araştırmasıdır; bilgisayarla not alan öğrencilerin kavramsal sorularda daha zayıf kaldığını bulmuştu. Ancak sonraki yıllarda yapılan tekrar çalışmaları ve derlemeler aynı sonucu doğrulamadı — etkinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığını söyleyen çalışmalar var. Yani "elle yazan daha iyi öğrenir" diye kesin bir bilimsel hüküm yok.
Pratikte karar vermenin daha sağlam bir yolu var: hangi araçta kopyalamıyorsan o senin aracın. Klavye hızlı olduğu için insan duyduğunu düşünmeden yazmaya meyleder; el yazısı yavaş olduğu için özetlemeye zorlar. Tablette de yavaşlayabiliyorsan, tablet sorun değil.
Bir uyarı: tablet aynı zamanda bildirim kaynağı. Not tutmak için açılan cihaz on dakika sonra başka bir şeye açılmışsa, o cihaz not aracı değil dikkat sızıntısıdır.
Hangi anda ne tutulur
Not tutmanın tekrar takvimiyle birleştiği yer önemli: aynı sayfayı azalan sıklıkta tekrar etmek, tek seferde uzun çalışmaktan daha kalıcı sonuç veriyor. Bunun mantığını aralıklı tekrar yazısında anlattım.
Sık yapılan beş hata
Veliye: defteri kontrol etmek işe yarar mı
Velilerin en sık sorduğu şeylerden biri bu. Cevap, kontrolün nasıl yapıldığına bağlı.
Defteri açıp "burası eksik kalmış, bunu yazmamışsın" demek işe yaramıyor. Öğrenci bir sonraki sefere defteri dolu göstermek için kopyalamaya yöneliyor ve sistem, öğrenme aracı olmaktan çıkıp velinin denetlediği bir vitrine dönüşüyor. Doldurulmuş ama kullanılmayan defter tam olarak böyle doğuyor.
İşe yarayan hal ise soru sormak: "bu hafta hata defterine kaç soru girdi", "en çok hangi sebeple yanlış yapmışsın", "şu konuyu bana bir dakikada anlatır mısın". Üçüncüsü özellikle güçlü, çünkü defterin işe yarayıp yaramadığını doğrudan test ediyor. Anlatamıyorsa defter dolu ama boş demektir.
Sınırı net koymak gerekiyor: defterin içeriği öğrencinin, düzenin kurulması velinin işi. Bu ayrımın eylüldeki genel halini yeni dönemde çocuğuma nasıl destek olurum yazısında ayrıca yazdım.
Kayseri'de defter: mesafe ve mevsim
Kayseri'de havalar erken serinliyor. Bu, uyku düzeni açısından avantaj — akşam erken yatmak eylülde çoğu şehirde zorken burada daha kolay oluyor. Ama mevsim geçişi hastalıkları da erken başlıyor; okulun ilk ayında birkaç gün devamsızlık yapan öğrenci sayısı az değil.
Defter sistemi tam da bu yüzden önemli. Bir hafta okula gidemeyen öğrencinin arkadaşından alacağı şey, tahtadan kopyalanmış bir sayfa değil; öğretmenin sözlü açıklamalarını içeren gerçek bir not olmalı. Sınıfta böyle not tutan iki üç kişi vardır ve o defterler altın değerindedir.
İkinci mesele mesafe. Melikgazi, Kocasinan ve Talas'ta oturan öğrenciyle Develi, Yahyalı, Bünyan ya da Pınarbaşı'ndan gidip gelen öğrencinin günü aynı uzunlukta değil. Uzak ilçelerde yolda geçen süre gerçek çalışma saatini eritiyor; o öğrenci için ince ezber defterinin çantada durması lüks değil, zorunluluk.
Koçluğu tamamen online yürütüyorum ve bunun defter tarafında somut bir karşılığı var: öğrenci hata defterinin fotoğrafını görüşmeden önce paylaşıyor, görüşmede sayfayı birlikte açıyoruz. Merkeze gidip gelmeyi gerektiren bir düzende, uzak ilçedeki öğrenci için bu haftalık ritim mümkün olmazdı.
Hedefin Erciyes Üniversitesi olması ya da şehir dışına gitmeyi planlaman bu sistemi değiştirmiyor; defter düzeni hedeften bağımsız çalışıyor. Liseye yeni başlayan öğrenci için ilk ayda kurulması gerekenleri 9. sınıfa başlayan öğrenciye rehber yazısında ayrıca topladım.
Not tutma sistemini kurmanın doğru zamanı eylülün ilk iki haftası. Ekim ortasında alışkanlık zaten yerleşmiş oluyor ve değiştirmek daha zor.
Çocuğunuz defterlerini dolduruyor ama sınav sonuçları bunu göstermiyorsa, sorun genelde çalışma süresinde değil çalışma biçiminde oluyor. Durumu birlikte konuşmak isterseniz ücretsiz ön görüşme için WhatsApp'tan yazabilir ya da doğrudan arayabilirsiniz.
